Uğranası Bloglar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uğranası Bloglar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2010 Çarşamba

Bir Kar Masalı:)


Soğuk bir kış gününde bir çocuğun kalbini nasıl ısıtabilirsiniz?

Üç tane kadın var tanıdığım. İkisi can arkadaşım ( Esra ve Özgüranne), birisi ise çizgilerine, renkleri kullanımına hayran olduğum Oip. Hepsi de biricik, hepsi de şahane:) Ve ne şanslıyız ki bu şahane insanlar, şu soğuk kış gününde biraraya gelip birlikte bir kar masalı oldular.

Teşekkürler çocuklarımıza sunduğunuz yeni yıl armağanı için, teşekkürler kadınların da birbirini yemeden, dayanışma içinde olabildiklerini, ortaya özgün bir şeyler koyabildiklerini gösterdiğiniz için. Teşekkürler bir kar tanesinin üzerine binip kızıma gülümsediğiniz ve masallara inanmaya devam ettiğiniz için:)
Kitabı okumak için: BİR KAR MASALI e-kitap
Kitabın fan sayfası için: BİR KAR MASALI Facebook Fan sayfası

19 Aralık 2010 Pazar

Evsizlere Bir de Buradan Bakın

2001 senesinin Nisan ayında "Baban hafızasını kaybetti, rahatsızlandı hemen gelsen iyi olur" diyen bir telefon aldım. O sırada başka bir şehirde yaşıyordum aramızda mesafeler vardı. Öyle ha deyince koşup yetişilmeyen mesafeler. Tüm o en kısa zamanda babamın yanında olmaya çalışma süreci boyunca aklımda ki tek şey kardeşimdi. Annesini 6 yaşında, canı gibi sevdiği dedesini 11 yaşında kaybetmişti. Şimdi sıra babasında mıydı? Aramızda ki 13 yaş fark ve benim isteklerim üzerine kardeşsiz kalmayayım diye doğmuş biricik kardeşim şimdi de babasız kalmanın acısını mı yaşayacaktı. Ölümle yeterince erken tanışmamışmıydı da hayat onu yeni bir teste sokmaya karar vermişti . Aramızda ki 13 yaş fark benim kendi babam için üzülmemi elimden alıyor kardeşimin babası yaşasın diye dua ederken buluyordum kendimi. "Allahım ne olur babasız da kalmasın." yol boyu içimden defalarca tekrar ettiğim tek şey buydu işte.
İnsan başına bu tür şeyler geldiğinde başlangıçta tam olarak ne olduğunu kavrayamıyor. Beyin flulaşıyor ancak bir süre sonra çorap söküğü gibi ne olduğunu idrak etmeye başlıyorsun. Babamı gördüğüm dakikaya kadar beni neyin beklediğini tam olarak anlamadığımı o an anlamıştım bende. O benim de babamdı ve benim de canımdı. Babasını 6 aylıkken kaybetmiş babam. Annesini askerdeyken kaybetmiş babam.Kardeşlerini birer birer toprağa vermiş babam. Hala aşık olduğu karısını daha 43 yaşında kaybetmiş ve bir daha evlenmemeyi seçmiş babam. İşte o babam bana boş gözlerle bakıyor ve kim olduğumu anlamaya çalışıyordu. Kim olduğumu bilmiyordu sadece hisleri ona çok yakın biri olduğumu anlamasını sağlıyordu. Ve o ana kadar sürekli bir yalnızlık içinde ağlayan babam beni görür görmez ağlamasına son verip garip bir uysallıkla bana kendini teslim ediyordu. Bu öyle garip bir duygu ki anlatamam siz babanızın sizi tanımaması ne demek bilir misiniz? Böyle bir duygu nasıl anlatılır, nasıl kelimelere dökülür bilmiyorum. Benim yürüdüğünde yerleri titreten babam azarlanmış bir çocuk gibi bir yere büzülmüş, anlamsız bir şekilde başına neler geldiğini anlamaya çalışıyordu. Kafasında bir sürü karışık görüntü. Karışmış bir sürü figür.
Bu hikayenin gerisi bir sürü mücadeleyi içinde barındırıyor. Neyse ki arızalar kalsa da beyne giden iki damarın aniden tıkanması ve malesef zamanında müdahale edilememiş olması dolayısıyla yaşadığı bu kötü hastalığı, sonrasında 20 dk ile tekrar ölümden kurtardığımız, atletin adına kadar her şeyin ismini yeniden öğrettiğimiz babamızı kaybetmememizle sonuçlanan bir mücadeleyle.
Şimdi tüm bunları neden yazdım. Aslında ben bu tür şeyleri blogdan paylaşmayı seven bir insan değilim . Çünkü biliyorum ki hayat hepimizi bir şekilde sınavından geçiriyor hangimize dokunsak bir yığın hikaye çıkar. Biz tüm bu başımıza gelenleri saygıyla karşılayabiliyor ve ışığımızı söndürmeden ayakta durabiliyorsak, anlamlanmış ve büyümüş oluyoruz. O yüzden belki de buralardan bunları dillendirmeye çok da gerek yok. Ama konu evsiz insanlar olduğunda dayanamadım ve tüm bunlar yeniden aklıma geldi.

Anne Kaz blogunda" Evsizleri İhbar Edin "konu başlıklı posta yer vermiş.Ne de iyi etmiş. Eğer benim babam etrafında onu tanımayan, bilmeyen insanların olduğu bir yerde hafızasını kaybetmiş olsaydı muhtemelen İstanbul gibi bir yerde kazan kepçe misali babamı arıyor olacaktım. Belki ben imkanlarım doğrultusunda yine babama ulaşacaktım ama yine de bu en iyi ihtimalle bir hafta demekti ve bir hafta da babam o halde araba çarpmadan ya da türlü şey başına gelmeden ne halde olurdu düşünmek bile istemiyorum. Karnını nasıl doyuracaktı örneğin, ya da o 20 dk gecikmiş olsam ölümle sonuçlanacak 2. atak başına böyle bir durumda gelmiş olsa ne olurdu düşünemiyorum bile. Hele tüm bunların bir kış günü başınıza geldiğini düşünün. Düşünülebiliyor mu?
İşte bu yüzden dostlar, sokakta bir başına gördüğünüz o evsiz insanlara bir de bu pencereden bakın derim. Onlar kayıp insanlar olabilir, kendi tercihleriyle orada bulunmuyor olabilirler, onların evde yolunu gözleyen annesiz bir çocukları olabilir, onları hayat şaşırtmışta olabilir, onların sınavı da bu olabilir. Sokak da yaşayan insanlarda insandır ve sevilesidir. Onlar da bir ailenin bir evladıdır ve onlarda allah kuludur. Yardım ve merhametinizi esirgerken, nefret dolu çekingen bakışlarla bakarken bunu da düşünün ve bir insana el uzatmak için çok geç olmasını beklemeyin. Sadece bir telefon...

İl bazında haber verebileceğimiz telefon numaraları;

Adana Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0322 458 84 24
Adıyaman Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0416 216 10 82
Afyon Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0272 213 19 83
Ağrı Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0472 215 24 99
Amasya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0358 218 49 83
Ankara Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0312 418 66 62
Antalya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0242 243 44 75
Artvin Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0466 212 10 69
Aydın Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0256 214 50 36
Balıkesir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0266 249 29 73
Bilecik Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0228 212 20 37
Bingöl Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0426 213 15 40
Bitlis Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0434 226 50 00
Bolu Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0374 217 70 05
Burdur Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0248 233 53 28
Bursa Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0224 327 76 45
Çanakkale Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0286 217 15 70
Çankırı Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0376 212 29 43
Çorum Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0364 224 65 32
Denizli Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0258 265 47 06
Diyarbakır Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0412 223 01 44
Edirne Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0284 212 73 09
Elazığ Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0424 218 15 73
Erzincan Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0446 214 38 47
Erzurum Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0442 234 15 41
Eskişehir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0222 217 46 05
Gaziantep Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0342 231 65 22
Giresun Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0454 215 75 35
Gümüşhane Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0456 213 59 71
Hakkari Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0438 211 99 19
Hatay Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0326 216 10 89
Isparta Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0246 223 49 40
İçel Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0324 231 12 55
İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0212 455 13 00
İzmir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0232 445 71 83
Kars Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0474 212 69 10
Kastamonu Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0366 212 42 62
Kayseri Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0352 221 34 91
Kırklareli Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0288 214 30 80
Kırşehir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0386 262 11 67
Kocaeli Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0262 322 39 82
Konya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0332 320 64 41
Kütahya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0274 223 02 32
Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0422 323 09 09
Manisa Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0236 231 10 01
Kahramanmaraş Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0344 215 86 47
Mardin Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0482 212 44 79
Muğla Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0252 214 12 40
Muş Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0436 212 90 56
Nevşehir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0384 213 38 21
Niğde Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0388 232 34 86
Ordu Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0452 225 01 61
Rize Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0464 213 04 04
Sakarya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0264 277 36 92
Samsun Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0362 435 59 45
Siirt Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0484 224 66 49
Sinop Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0368 261 52 27
Sivas Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0346 224 26 53
Tekirdağ Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0282 261 12 88
Tokat Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0356 212 51 14
Trabzon Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0462 230 21 34
Tunceli Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0428 212 12 77
Şanlıurfa Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0414 312 94 86
Uşak Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0276 223 98 27
Van Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0432 212 11 38
Yozgat Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0354 212 10 47
Zonduldak Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0372 252 04 17
Aksaray Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0382 212 46 78
Bayburt Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0458 211 46 01
Karaman Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0338 214 02 22
Kırıkkale Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0318 224 27 25
Batman Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0488 214 27 42
Şırnak Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0486 216 29 83
Bartın Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0378 227 30 38
Ardahan Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0478 211 57 77
Iğdır Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0476 227 15 02
Yalova Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0226 811 11 04
Karabük Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0370 415 61 51
Kilis Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0348 813 25 48
Osmaniye Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0328 825 01 61
Düzce Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü - 0380 512 09 32

23 Temmuz 2010 Cuma

Bebeklerde Yürüme Çalışmaları

Bebeğin yürüme çalışmalarında ona yardımcı olabilecek bir iki bebek egzersizini paylaşmak istedim. Biz artık koşuyoruz ama yavrumun ayağa kalkmasında, denge sorununu çözmesinde faydasını gördüğüm iki hareketi yürüme aşamasına yeni gelmiş bebeklere bir faydası olur diye paylaşmak istedim.


Bebeği duvara dayıyorsunuz ve bir süre sonra kendi dengesini sağlayabildiğini gören bebeğin kendine güveni artarak keyifli bir çalışma gerçekleşiyor.


Yine uzanabileceği yükseklikte bir yere alması için ilgisini çekebilecek bir iki nesne yerleştirin. Bu uzanma çalışmalarının hem el kol koordinasyonu hem de göz koordinasyonu üzerinde inanılmaz etkileri var.

Bunlara ek olarak SMYK mağazasından şöyle bir yürütücü ( adı artık her neyse) almıştım Bu vasıfla kullanabileceğiniz gibi bebeğiniz yürüme işini bitirdiğinde oyun masasına dönüşebiliyor ve uzun bir süre kullanımı mümkün.


Ayrıca Okul Öncesi İnci Minci'nin bloguna eklediği ilk adımlar için yeni bir icat diye bir alet gördüm ki akıllara zarar:) Kendisi zaten farklı çalışmalar bulmak konusunda usta yeniden tebrik ediyorum onu buradan:))

koruyucu1.jpg

15 Haziran 2010 Salı

Kitap, T.V. ve Mozart'ın Dayanılmaz Cazibesi

Sanırım pek çoğunuz geçtiğimiz hafta gazetelerde "Mozart Dinleyen Çocuk Daha Zeki Olmuyormuş" başlıklı haberlere denk gelmişsinizdir.Olaki denk gelmeyen varsa diye ben yine de ufak bir özet geçeyim. Efendim, en son olarak Avusturyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre hamilelik sürecinde ya da doğumdan sonra klasik müzik dinlemenin zeka üzerinde herhangi bir etkisi olmuyormuş. Yani es kaza sırf bebeğim daha zeki olsun diye hababam sevmediğiniz halde klasik müzik dinlettiyseniz üzgünüm:( Ancak iyi tarafından bakarsanız şu şekilde faydaları dokunmuş olabilir; bu sayede yıllardır dinlemekten kaçındığınız klasik müziğin aslında ne kadar büyülü bir yanı olduğunu keşfedip bir klasik müzik tutkunu haline gelmiş olma durumunuz ya da sürekli bu tarz müzik dinleyerek daha sakinleşmiş, koliği azalmış bir bebek dünyaya getirme olasılığınız yükselmiş olabilir. Ama Mozart dinleterek ÖSS de (ya da bilemiyorum yeni adı her neyse ) çocuğunuzun birinci olma şansının artmasını bekliyorsanız geçmiş olsun:)
Şimdi ben bu konuya nereden geldim? Annelerin ünlü buluşma noktası Nurturia 'da zaman zaman annecikler bir takım konuları aralarında tartışıyor ameliyat masasına yatırıp konunun tüm organlarını dışarı çıkartıp çekiştirip sonra da el birliği ile dikiyoruz. İşte bu ameliyatlardan biri de T.V. konusunda yapılıyor.
Bebeklerimize T.V. izletmeli miyiz izletmemeli miyiz? Kimi anne T.V.konusunda daha serbest düşünürken kimi anne kesinlikle izletmemek gerektiğini bunun bebeğin bilişsel gelişimi üzerinde negatif tesirler yaratacağını düşünüyor. T.V. konusu tartışılırken de konu dönüp dolaşıp Sabiha Paktuna Keskin ve onun üç yaşından önce çocuklara T.V. izletmeyin, kitap okutmayın demesi meselesine kadar dayanabiliyor. Tabi T.V. konusunu insan bir noktada anlayabiliyorken hal mesele kitap olunca şöyle bir "hönk, nasıı yani?" durumu yaşanabiliyor. İşte bendeniz de Nurturia'da tam bu konu üzerine yorumlama yapacakken baktım ki "iş yorum olmaktan çıkıp destan olmuş en iyisi post haline getireyim ne zamandır da yazasım yok bu da bahane olur " deyip atlayıverdim konunun içine. Atlayınca da Mozart'ı, Yankı Yazgan'ın bu konu hakkında ki söylemini v.s. hatırladım ve konu konuyu açtı işte:)

Öncelikle Kitap konusuna açıklık getirmek gerekirse. Yani nedir bu Sabiha Hanım'ın kitaplarla derdi diye düşünecek olursak benim nacizane fikrimi ve kendisinden anladıklarımı paylaşmak isterim doğrusu.

Şöyle ki; Kitap konusunda Sabiha Paktuna Keskin'in anlattığı şey somut zeka- soyut zeka meselesidir diye düşünüyorum. Psikoloji de Piaget gibi gelişim psikologları çocukların bilişsel olarak gelişimlerini aşamalandırırlar ve bu aşamalandırmaya göre de 11 yaşına kadar çocuk soyut düşünme sistemini geliştirememiştir ve somut zekası ile iş görür. Bu durumda da siz ona soyut olarak bir şeyleri anlatmaya kalkarsanız vaktinden önce yükleme yaptığınız için sigortaları attırabilirsiniz:) Örneğin ilkokul 1. sınıf öğrencisine 1+1=2 diye bir matematik öğretimine gitmeniz yanlıştır. Ona somut bir şekilde her bir elinize birer elma alarak bir elma+ bir elma= 2 elma şeklinde somutlaştırılmış bir sistem üzerinden hareket ederseniz başarılı olursunuz. Kitap meselesinde de anlatılmak istenen budur. Çocuk ya da bebeğe doğal yaşamında gösterebileceğin, duyu organlarıyla tadarak, dokunarak, duyarak,v.b.algılayabileceği bir şeyi siz tek veya iki boyuda indirgerseniz soyut zekaya sahip olmayan çocuğun öğrenmesine, beyin gelişimine ket vurmuş olursunuz. Anlattığınız her neyse mümkün olduğunca somutlaştırarak vermeniz gerekir, çocuk anlattığınız nesneyi duyu organlarıyla kavrayabilmeli somut bir şekilde görüp, dokunabilmelidir.. Örneğin Paktuna, "Buluttan mı bahsediyorsunuz pamuğu elletin ve işte bulut tıpkı bunun gibidir" demelisiniz diyor. Çünkü bu durumda artık bulut çocuk için anlamlandırabileceği, somut zekasıyla kavrayabileceği bir şeye dönüşür. Ya da bir örnek daha verecek olursak eşleştirme mi yapacaksınız kartlar yerine ayakkabı eşleştirmek daha tercih edilesi olmalıdır.

Aslında tv konusunda da kitap konusunda da anlatığı şu; çocuklara bilişsel gelişim aşamalarının önünde şeyler sunmayın. Vaktinden önce verilen her şey zararlıdır. Tv de bunlardan biridir çünkü bebek tv de ne olup bittiğini anlamlandıramaz bir nevi " Zeki Müren'de bizi görüyor mu?" meselesi diyebiliriz:)) Özgür Anne'yi tv konusunda ki yazılarında nacizane destekliyorum çünkü anladığım kadarıyla o diyor ki "Bu konuda hakkında farklı ülkelerde yapılan farklı çalışmalara göre T.V.zararlı bir şey, ben çocuğuma izletmiyorum, sizin çocuklarınıza ya da ülkemin çocuklarına da kıymet verdiğim için ebeveynlerini bilgilendirmek istiyorum." Bu sorumluluğu hissediyor olmasını ben çok güzel buluyorum. Bu noktada biri bir şey biliyorsa anlatır uygulamak isteyen uygular istemeyen teşekkür ederim biz böyle iyiyiz der.
Tv konusun da kendi tutumuma gelecek olursak; ben tamamen baby tv den kaçırabilmiş biri değilim 1 yaşına kadar hemen hiç izletmedim diyebilirim. Ama şimdi biraz babamızın da etkisiyle günde 15 dk baby tv izleme hakkı veriyorum zaten o da daha fazlasından sıkılıyor çünkü çocuğun önüne farklı alternatifler sunabilirseniz tv cazibesini kaybediyor. Bu noktada Çocuk Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan'ın söylediklerine kulak vermekte fayda var. Diyor ki " Çocukların gelişmek için karşılıklı ilişki kurmaya, bir insanla oynamaya, onu dinlemeye ve konuşmaya ihtiyaçları var. Çocuklar, zeka geliştirici olduğu iddia edilen proğramlar ile kazanabileceklerinin çok daha fazlasını; anne- babaları ile birebir etkileşimden, oyun oynamaktan ve kitap sayfalarını karıştırmaktan kazanır. İnsan zekasının en önemli parçası dil, oyun ve konuşma ile gelişir." Mozart dinleyip zeka arttırmakla ilgili ise şu vurucu cümlesi var ki bence çok hoş " Güzel müzik dinlemenin iyi bir şey olması için zekayı 3-5 puan arttırması mı gerekir?"

Paktuna meselesine geri dönecek olursak kendisiyle ilgili eklemek istediğim bir şey daha var. Son zamanlar da bir kaç yerde denk geldiğim bir şey var kimi anne ya da baba kendisinin konuşma tarzından rahatsız oluyor ve itici geliyor ve aman ben onu dinlemek istemiyorum diyor. Ama bana kalırsa sırf bir insanın anlatım tarzı şöyle böyle diye dediklerine kulak vermemek çok doğru değilmiş gibi. Hatta bence;) Paktuna'nın tv ye çıkması ve geniş kitlelere sesleniyor olması bizim nesil ebeveynler için iyi bir şans. En azından Spock’dan aşırılmış kitaplarla çocuk büyütmek zorunda kalmaktan iyidir diye düşünüyorum siz ne dersiniz? :)

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Pazar Günü Hikayeleri:)


Üç gündür iş seyahatinde olan babamız nihayet evine döndü. Pazar sabaha karşı gelip yatağa giren babasını uyandığında yanında görünce pek bi mutlu oldu minik kızımız. Hemen babasının koynuna girdi, tadını çıkara çıkara yatak keyfi yaptı. Bu arada kahvaltı güzel bir manzara eşliğinde yapıldı. Pervaza ekmek bulmak sevdasıyla konan kuşlara onlardan beter cıvıldamalarla karşılık verildi, baba kızın kuşlara duyduğu yoğun ilgi sayesinde anne kişisi gazetelere bile göz gezdirebildi:) Sonra oyunlar oynandı daha sonrasın da artık hareketlenme konusunda sınır tanımayan kızımızla babamız ilgilenmeye devam etti.
Ben de birbirlerine hasret kalmış baba kızın birlikte eğlenmesini tercih ederek kitabımı okumaya koyuldum. Hay okumaz olaydım içerden çok kötü bir ağlama sesi geldi. Canım kızım şimdiye kadar
hiç duymadığım bir tonda ağlıyordu:( İşte o an önemli bi şey olduğunu anladım çünkü bu 16 aydır hiç duymadığım bir ağlama tonuydu:( Önce telaşlanmamaya çalıştım çünkü ben ne kadar telaşlanırsam o da o kadar telaşlanacaktı ama çene altından gelen kanı görünce soğukkanlılığımdan taviz verdiğim çok belli oldu sanırım. Koca kişisinin bir anlık dalgınlığı kızımın çenesinin altında kanayan bir yara olarak geri dönmüştü. Bir an ne kadar büyük bir yara olup olmadığını kestiremedim. Dikişlik miydi yoksa hafif bir şey miydi? "Ben bakamıyorum sen bak" diyebildim koca kişisine. Kendileri yaraya bakıp "yok bir şey, telaşlanma" dedi. Dedi, ama içimden "zaten bu önemli bir şey olsa da hafife alır" falan gibi bir şey geçirdim (Oysa kızına çok düşkün olduğunu, hani şu çocukla baba arasında ki aşk zamanla başlar, gün geçtikçe artar babalarından olmadığını kızı doğar doğmaz benim papucun damda kendisine güzel bir yer bulmasından öğrenmiştim dolayısıyla önemli bir şey olsa bir dakika bile beklemeyeceğini bildiğim halde yine de güvenememiştim işte.). Zira kızımın başına gelen şeyin sorumlusu gözümde şu an oydu:) Yine de gözüm dönmeden konuşmayı becerebildim:)) Hemen soğukkanlı anne kimliğime geri dönerek çeneyi iyice bir kontrol ettim, yarayı temizledim, gerçekten de hafif bir yara olduğuna ikna oldum. İlginçtir ki normalde haddinden fazla babacı olan kızım bu gibi durumlarda yardımı hep benim kollarımda arıyor. Babası almak istediğinde gitmiyor boynuma daha da bir sıkı sarılıyor falan. Bunda hala teskin edici olarak gördüğü em em meselesinin etkili olduğunu düşünüyorum. Aslında başına bir şey geldiğinde hemen memeyi dayamak istemiyorum çünkü bu defa kendi kendimize teskinin tek yolunu meme gibi algılamış oluyor. Bu gibi durumlarda daha ziyade sıkı sıkı sarılarak, buz koyarak, sırtını sıvazlayarak tüm bu ritüel sonrası da emzirerek teskin yolunu seçiyorum ama bu defa hiç bir ritüeli takip edemeden direkt emme olayına giriştik. Nasıl bir şeydir ki o içtikçe şifa olur ve nasıl bir şeydir ki büyüyünce unutulur bu masum anlar.

İşte böyle eme eme uyudu kuzucuğum. Ben bir yanına uzandım babası diğer yanına. Memeden ayrılmadı uzun süre. Bu konumda öylece uyuyakalmışız üçümüz. Rüyamda elimde uçurtma koşuyorum. Şimdi bu uçurtma da nereden çıktı derseniz bilinç altı falan değil bildiğin bilinç üstü:)) O gün öğleden sonra Başak'ın düzenlediği uçurtma şenliğimiz vardı. Demek ki ben iki gündür kızıma uçurtma şenliğine gideceğiz orada Çınar'la tanışacaksın, şunu göreceksin, uçurtma uçuracağız v.s. diye anlatmış biri olarak birden uçurtma şenliği kaçıracak kıvama gelince bir de şenlik saatinde uyuyunca şenlik direkt uykuma geldi:) Bi zıplamışım zıplamamla telefon sesini duymam bir oldu. Arayan Başak, işte böyle böyle oldu falan dedim bi duruma bakayım geçte olsa gelelim, peşine şenlikçi arkadaşlardan bir diğeri de arayınca gitmek farz oldu. Neyse ki bizimkilerde çok geçmeden uyandı ama tabi yemek filan derken saat epeyce ilerlemişti. Ancak oraya gitmeyi rüyasına girecek kadar kafasına koyan anne kişisi saat filan dinlemeden baba ve kız kişilerini peşine takıp Ahlatlıbel'de buldu kendini. İyi ki de bulmuş kızım başta pek açılamasa da kendine iyice bi geldi, güzel bir gün geçirdi. Ağır işlerin adamı olan koca kişisini elinde uçurtmayla görmek güzeldi her ne kadar uçurtmayı uçurtma konusunda çok büyük bir yetenek gösteremese de :) Sonradan başka arkadaşlarımızın da aramıza katılmasıyla biraz daha vakit geçirdiğimiz şenlik bizim için oldukça keyifli geçti diyebilirim:))

Oradan yeni evlenen bir arkadaşımız için Paşabahçe'den güzel bir hediye seçmek üzere Panora'ya geçtik. Satış temsilcilerinden birinin eski öğrencilerimden biri çıkması ve onun oyalama taktikleriyle yeni bir kaza atlatmadan hediye seçmeyi ve bir pazarı daha atlatabilmiş olmanın rehavetiyle eve dönüş yolunu tutmayı başardık:)


18 Mayıs 2010 Salı

Güzel Zamanlar, Güzel Kadınlar

İki hafta önce blog aleminden tanıyıp daha sonra da Nurturia sayesinde yakınlaştığım 3 harika kadınla buluştum. Hamilelik dönemini saymazsak 15 Aylık bebek maceramda arkadaşlarımla gece tek başıma ilk dışarı çıkışımı yaşadım. Buluşmaya giderken sadece internet ortamından tanıdığım bu kadınlarla acaba iki satır laf edebilecek miyim fikrinin hiç aklımdan geçmediğini farkettim. Neydi bizi bu kadar yakınlaştıran annelik mi, kadınlık mı, aynı süreçten geçmek mi, hepsinin toplamı mı? Sanırım cevabı hepsinin toplamıydı.

O gün o buluşmada sevecenlikle kreş muhabbeti yapmak, ya benim ki şöyle yapıyor demek, bakıcı sorunumu falan onlara açıp fikir almak, benden önce şimdi yürüdüğüm yollarda yürümüş kadınlarla muhabbet edip zaman zaman korkup (Banu'nun "annelik 18 ayla 24 ay arasında sınanıyor ve nasıl bir anne olduğun aslında o zaman diliminde ortaya çıkıyor." cümlesi ara ara kulaklarımda çınlıyor mesela. ) zaman zaman rahatlamak, rahatlatmak. Ne büyük keyif dedirtiyor insana hayatın güzel olduğunu bir kere daha anlamanı sağlıyor böyle kadınlar.

Evren'in insana özgürlük üfleyen havası, Başak'ın kaç yaşına gelirse gelsin asla kaybetmeyeceğini belli ettiği masumluğu, Banu'nun özgüvenli bakışları ve bu özelliklerin üçünün de yüzünde oluşturuduğu güzellik. Bana iki sene önce sinema senaryolarını tartıştığım benzer mekanlardan birinde üç tane şahane kadınla oturup çocuk muhabbeti yapacağım ve bundan bu kadar keyif alacağım söylenseydi "hadi canım" derdim:) Ama o gün hem senaryolara esin kaynağı olabilecek hem de içinde çocuklu kelimelerle de keyifli muhabbetlerin yapılabileceğini gösteren bir havayı soludum. Bu konuda yazmam geç oldu belki ama Nurturia'da Evren'in bana bıraktığı ufak bir notu gördüm. O kadar hoşuma gitti ki böyle bir şey hiç olmasa da yazmasının bile beni ne kadar rahatlattığını düşündüm ve sanki o güzel havayı yeniden soludum. Teşekkürler güzel kadınlar iyi ki varsınız ve iyi ki tanrı kadını yarattı:))

20 Şubat 2010 Cumartesi

Bir Dolap Kitap

Bugün öyle güzel bir bloga denk geldim ki  tam anlamıyla içim ısındı:) Çocuk kitapları sevdalısı bir ailenin kurduğu bu blog çocuğunuza kitabı nasıl sevdirirsinizin güzel bir yanıtı adeta. Hele çocukluğumun kitabı diyebileceğim Pıtırcık'la ilgili yazıyı okuyunca yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Çünkü eminim Bir Dolap Kitap  sizin de içinizdeki çocuğu uyandıracak:)